Kategorilerim
16 10 2013

İzin verin

İzin verin |  görsel 1

İzin verin

 

 

İzin verin konuşayım

Denizi yıldızları ayı

Sesi sessizliği boşluğu

Karı yağmuru fırtınayı

Kuşu ineği salyangozu

Korunun yolunu ormanı

Sonra geyiği onca kuğuyu

Gülü akarsuyu şırılçıplak pınarı

Güzü baharı yazı

Güvercinler parlayan kışı

Güneşin kılıcını ayın çekicini

Taşın içinden geçen ırmağı

Birden havalanan sevdayı

Yaşlı bir kadından dinlediğim

Delikanlı bir türküyü

Bitki adlarını taşın filizini

Uyurgezer çeşmeleri

Işığı gölgeyi parıltıyı

Biçim verdiğim şiiri

 

Ben konuştukça çiçeklenir

Gövdeme giren ağaç

 

 

Aşk

 

 

Som ışık, düşgücü tutsak etti beni

Kanadı içimde deniz feneri

 

Artık yalnızca seni sevebilirim

Yoksul dilim, atlas evim

 

 

 

 

 

 

Yaz gelebilir

 

 

Dünya gördüğüm gibi değil

Akşam sonra akşam değil

Ben rüzgârı kovalayan biriyim

Kuşluk vaktinin yağmur sesiyim

Duyuyorum uzaktan dalgaların sesini

Uyanıyorum bir kuş sesine

Eşikte kedi avluda güvercin

Bakışıp ışığı biçimlendiriyorum

Sonra Naz giriyor buluta

Elinde ibrik

 

Ağaçlar gibi biriktim

Değişen biçimler fışkırıyor içimden

Faytonlar, çifte atlar göğe doğru

Uçuyor, bir şenlik alayı dünya

En önde şairler yürüyor

Büyüsünü çalmışlar duru göğün

Geyiklerle beraber diri tutmuşlar

Göğüslerinde kırmızı umudu

 

Dünya gördüğüm gibi değil

Güvercin bakışlı yaz gelebilir

 

 

Bir çiçek

 

 

            Müzik, daha fazla müzik kilitli dilin içindedir. Bir sözcük patlaması, kum, kar karışımı, yeni simya. Tan yerinin horozu ötüyor, sesin buğusu açık pencereden odaya giriyor. Sesin som altın terazisi, tartımı, ezgisi kulaklarıma doluyor. İlkyaz mı olur yaz mı, sesin tohumu ekiliyor yumuşacık toprağa. Dünya ne kadar tenha, rüzgâr ne kadar yorgun esiyor. Işıktan yontular doğuyor, sonra buğday, haşhaş, gelincik. Görünür oluyor sis içinden evin balkonu. İçinde fırtınalar kopan tek yer ev. Dönüyorum elimde adını bilmediğim bir çiçek.

 

 

Ben

 

 

            Yanılmıyorsam kış yadırgar ateşi. Ah ben yağmurları severim, göğe bakıp yağmurları beklerim. Kış, yağmur oluklarından akar, akar. Küçücük ömrümün akışını seyrederim otun rüzgârında, günün kavuşturucu renginde. Kokular da vardır baygın öğle saatlerinde, böcekler farkındadır, gözleri kapalı.

            Saksılara su veririm, canlanır menekşe, top kadife. Kışın geldiğini sezerler. Kokuları yeter ateşin bir derviş gibi yanmasına. İşte böyle, ama siz nereden bileceksiniz ruhumun ateşle özdeşleştiğini. İçimdeki kardelenleri görmeniz olanaksız.

Yalnız dünyanın yükünü taşımakta eşitiz beygirle.

 

 

AHMET ADA

 

 

 

 

 

2
0
0
Yorum Yaz