Kategorilerim
20 09 2013

Doğru günler - Başkalaşım

Doğru günler - Başkalaşım |  görsel 1

Doğru günler     Denizin üstünde dinlenen Sonra uçup giden bulut Sevdadır, ölüme karşıt Boyun eğmez fırtınaya Soğusa da hava, kara Dönüşse de, kuşlar çığlık Çığlığa uçar sonsuzluk Biçiminde, kulak kesilir gök Seslerine, eşitler ot sesiyle, Çırılçıplak gelen rüzgârla. Çakıl taşının içindeyizdir Hesabı bitmez doğanın Gizlidir ve bir kâhin sesi Olur ölümlü dilim, sırılsıklam Yağmur mutluluk verir Her salı geçer giderim Saat kulesinin altından Faytonların göğe baktığı Anahtar biçimindeki istasyona Ağzımda tütün kırıkları     Başkalaşım                 Sesimin başkalaşımı ceviz ağacından. Sesimin yürümesini isterim içimde, büyük bir koro, bir orman türküsü olana dek. Eşek arıları, incir ağacının gövdesinde, içerde, ağustos böceklerinin sesi bahçede, toplayıp götürüyor bir tellal. Bir tellal olmak isterim düğünleri ve ölümleri aynı ses tonuyla ünleyen, ayaklarımda sahtiyan. Dilim, yağmurla konuştuğum küheylanın dili - ağaçlar olsa anlardı.     AHMET ADA           Devamı

18 09 2013

İçimdedir

İçimdedir |  görsel 1

İçimdedir                 Yanık buğday tanesi, yonta yonta biçim verdiğim taş, birkaç kuş, mavi geyik ailesi, göl içimdedir. Yaklaştım atalarımın kemiklerine. Uykulu seslerini duyuyorum yapraklarını döken ağacın mezarlıkta – içimdedir. Gövdemin çağırdığı ağaç içimdedir. Çağırın isterseniz çocukluğumu, yağmurdur adı. İncir ağacı, kök hücrem, konuşurum bazen. Hakkını ödeyemem, kıskanırım yemişlerini.             Elimde güneşten bir çilingir, her sabah açıyorum denizin kapısını: Deniz içimdedir.     AHMET ADA     Devamı

15 09 2013

Dağ - Cellât çağı

Dağ - Cellât çağı |  görsel 1

Dağ      Dağ yanılıyor, yol oradan geçmiyor Doruğa tırmanan çiçek Patikanın türküsünü söylüyor   Üç beş mor lâle bakıyor Rüzgârın erittiği karlara   Yüreğim içinde temiz havanın Dorukla ölçüyorum mutluluğumu Usta bir dağcı gibi   Kiraz vakti aşağılarda kalıyor Sırtımda kalın bir kazak Tırmanıyorum durmadan       Cellât çağı                 Ve boynumuz Emrah, sevdamız Karacaoğlan, isyanımız Pir Sultan’dı. Saçtık Anadolu’ya göz göz sevinç tohumlarını. Kovaladık kibri kale kapılarından. Usul usul düşerken gölgeler insanlık sofralarına, maviydi soluğu Yunus’un. Yağmur yeğniydi, ırmaktan alıyordu gücünü.             Ve kuyularda buldular cesetlerimizi. Papatyanın, yaz çiçeklerinin bir parçası olmuştuk. Bağ bozan adamlardık eskiden, İbrahim’in işkencede öldüğü yıl mevsimler değişmişti ve biz güzellik olmuştuk.             Ve gelincik ve buğday göçürdük, hayvanlarımız kaldı ağıllarda, boşaltılmış, yakılmış köylerde – Cellât çağı, kaçırıyordu gözlerini utancından ağaç ve havlayan köpekler ot yüklü arabanın peşinden gidiyordu.     AHMET ADA          ... Devamı

15 09 2013

Dağ - Cellât çağı

Dağ - Cellât çağı |  görsel 1

Dağ      Dağ yanılıyor, yol oradan geçmiyor Doruğa tırmanan çiçek Patikanın türküsünü söylüyor   Üç beş mor lâle bakıyor Rüzgârın erittiği karlara   Yüreğim içinde temiz havanın Dorukla ölçüyorum mutluluğumu Usta bir dağcı gibi   Kiraz vakti aşağılarda kalıyor Sırtımda kalın bir kazak Tırmanıyorum durmadan       Cellât çağı                 Ve boynumuz Emrah, sevdamız Karacaoğlan, isyanımız Pir Sultan’dı. Saçtık Anadolu’ya göz göz sevinç tohumlarını. Kovaladık kibri kale kapılarından. Usul usul düşerken gölgeler insanlık sofralarına, maviydi soluğu Yunus’un. Yağmur yeğniydi, ırmaktan alıyordu gücünü.             Ve kuyularda buldular cesetlerimizi. Papatyanın, yaz çiçeklerinin bir parçası olmuştuk. Bağ bozan adamlardık eskiden, İbrahim’in işkencede öldüğü yıl mevsimler değişmişti ve biz güzellik olmuştuk.             Ve gelincik ve buğday göçürdük, hayvanlarımız kaldı ağıllarda, boşaltılmış, yakılmış köylerde – Cellât çağı, kaçırıyordu gözlerini utancından ağaç ve havlayan köpekler ot yüklü arabanın peşinden gidiyordu.     AHMET ADA          ... Devamı

15 09 2013

Dağ - Cellât çağı

Dağ - Cellât çağı |  görsel 1

Dağ      Dağ yanılıyor, yol oradan geçmiyor Doruğa tırmanan çiçek Patikanın türküsünü söylüyor   Üç beş mor lâle bakıyor Rüzgârın erittiği karlara   Yüreğim içinde temiz havanın Dorukla ölçüyorum mutluluğumu Usta bir dağcı gibi   Kiraz vakti aşağılarda kalıyor Sırtımda kalın bir kazak Tırmanıyorum durmadan       Cellât çağı                 Ve boynumuz Emrah, sevdamız Karacaoğlan, isyanımız Pir Sultan’dı. Saçtık Anadolu’ya göz göz sevinç tohumlarını. Kovaladık kibri kale kapılarından. Usul usul düşerken gölgeler insanlık sofralarına, maviydi soluğu Yunus’un. Yağmur yeğniydi, ırmaktan alıyordu gücünü.             Ve kuyularda buldular cesetlerimizi. Papatyanın, yaz çiçeklerinin bir parçası olmuştuk. Bağ bozan adamlardık eskiden, İbrahim’in işkencede öldüğü yıl mevsimler değişmişti ve biz güzellik olmuştuk.             Ve gelincik ve buğday göçürdük, hayvanlarımız kaldı ağıllarda, boşaltılmış, yakılmış köylerde – Cellât çağı, kaçırıyordu gözlerini utancından ağaç ve havlayan köpekler ot yüklü arabanın peşinden gidiyordu.     AHMET ADA          ... Devamı

14 09 2013

Kanto - Anısına

Kanto - Anısına |  görsel 1

Kanto     Maviyi giyinmiş sesi sevdiğimin Bir taşın içinden geçiyor sevinci Kayalar var, kıyıya çekilmiş deniz Sabah serinliğinde yeğni   Denize giriyor ürperen teni Hadi gelsene diyor. Yenilgi saati O güzelim yüreğin Gömülmek istiyor sulara       Anısına                 Çıldırmış, deliye dönmüş gök. Deniz feneri mavisiydi, yağmura, şimşeğe döndü. Sen neredesin, uzaklarda mısın? Yağmurun parmağı dokunup geçiyor soğuğa. İşliyor sevgi gösterisi yalın toprağın, yeşile kesmek için yeryüzünü. Sonra gece oluyor, yoksun. Güneşin şamdanları ışıtınca dünyayı ruhunun gezindiği kıyılar yitiriyor denizini. Bir sabah saygın ölü oldun. Yitirdim altmış yıl yürüdüğümüz yolu. Yağmurlar, çiçekli bir gün kalıyor, teninin renginde. Parmak uçlarım dokunuyor güne, denize, yıldıza, gecenin ağzına, bir ses bir koku arıyorum senden. Yokluğun çırpınıyor boşlukta. Sonra oturup yazı masamın başına bu şiiri yazıyorum. Her şafak sevgililerin ağzı oluyor ağzım.     AHMET ADA           Devamı

13 09 2013

Leylekler geçiyor - Çocukluğum

Leylekler geçiyor - Çocukluğum |  görsel 1

Leylekler geçiyor     Leylekler geçiyor sürüler halinde Çarpabilirler deniz otobüsüne Hey kaptan, durdur motoru   Leylekler, ayaklarında çiğ taneleri, Yosunlu sular girmiş gözlerine Bulanmışlar dünyanın bütün renklerine   Hey kaptan, yazın söylediği türkü onlar Yüzlerce kanat sesi göğü dolduran Işıksa yol aldıkları büyük boşluk   Leylekler geçiyor telaşsız sade Alçaktan, suya düşüyor gölgeleri     Çocukluğum                 Gümüş saati ırmağın, kıyısı boyunca bir dizi kavak hışırdıyor.             Oluklardan, çatılardan, çinkolardan boşalan kış yağmurlarıyla tanıdım ırmağı. Annem kadınlar hamamına götürmüştü, kıyısında ırmağın. Ve ben baygın çıkmıştım hamamdan. Ama nasıl olur çağları eskiten sokaklardan öğrendim göğün sinemasını. Biçim verdiğim bulutlar oldu, sevdiğim kızlar da, Gülçin yakınlaştığım buğday tanesiydi, evlerinde istasyon. Sonra müsamerelerle büyüdüm, yasaklarla. ey dedim, ey suların ürpertisi, sümbüllerin esintisi, pırıl pırıl ediyor çocukluğum beni.     AHMET ADA           Devamı

11 09 2013

Küçük şiir - Müzik, şiir

Küçük şiir - Müzik, şiir |  görsel 1

Küçük şiir     Şafağın buğusu ağzında Bilmiyorum nereye gidiyor Bu atlı çiftlik yollunda   Bu atlı çiftlik yolunda Terkisinde Pars Geçiyor portakal bahçelerinden   Geçiyor portakal bahçelerinden Rüzgâr dolu heybesi Kırağı toplamış çiçek   Kırağı toplamış çiçek Gidiyor atın terkisinde Acı çeken denize     Müzik, şiir     Bağışla beni. Ben yine müzik diyeceğim, evin içi dolu müzikle. Deniz kabuklarının, kırmızının, yelin, eylülün ince müziği. Tarlaların, günebakanların, güneşliklerin, ezgiler üreten fabrikaların, tersane işçilerinin, kalyonların incitmeyen müziği. Bağıla beni, belki de delirmenin başlangıcı müzik. Nişan alıp ateş ediyorlar, düşen çiçeklerin, Ahmet’lerin Ali’lerin tufana bulanmış omuzlarının, omurgalarının müziği. Bağışla beni, örümceğin ışığı kabaran toprakta, öfkeli su kapı eşiklerinde. Müzik, sağırlar, dilenciler ve her şeye gecikmişler için. Ey, kolları fıskiye şiir! İçten bağlıyım müziğe.       AHMET ADA       Devamı

10 09 2013

Üzünç vakti - Akşamüstüne önsöz

Üzünç vakti - Akşamüstüne önsöz |  görsel 1

Üzünç vakti     Işığın çiçeklendiğini gördüm Portakal rengiydi koku Olmayacaktı böyle Suda kıpırdadığını görecektim balığın Güvercinin damda takla atışını Acı çeken günler için koştuğunu atın Bir kanat, bir gölge olduğunu yazın Parlayan bir şey olduğunu umudun Öpülen bir şeyin iyileşeceğini Sözgelimi kabuk tutan yaranın   Canın tenden uçtuğunu gördüm Tanyerinin aydınlığına doğru Annemdi giysisi bulut Çiçeklendi ışığın içinde Toplamış götürüyordu mevsimleri Biçimden biçime girerek   Sevinçlerin karardığını gördüm Yerimi bıraktım koyu üzünce   Akşamüstüne önsöz                 Güz akşamüstünün çapraz ışıklarını bahçenin ağaçları üstünde deniyor. Bahçe, ev, baca, kedi, eşiği geçen, köşe bucak sakladığım ruhumu izliyor. Göğe, yağmura, yıldıza buladığım çocukluğumun gözü üstümde. Nereye gitsem peşimden geliyor. Köpekler, köy meydanı, jandarmalar ve tüfekleri. Oradan geçiyorum, durgun günler geride kalıyor. Kesilen ağaçlar öç alıyor, gökte birikiyor ejderha öfkesi, saklı ormanlara giriyor yer altı cephesi.             Balığı kurumuş göller çorak toprağa taşıyor. Bütün hayvanlar duyuları karıştırıyor, bayrak açıyor seslere, kokulara. Mumlar yakıyorum derisi için öldürülen hayvanlar için. Kocaman bir ağız oluyorum oğulları öldürülen annelerin yanında. Kocaman çiçekler, ye... Devamı

09 09 2013

Taş - Annem

Taş - Annem |  görsel 1

Taş     Karşı yakadan getirilmişim Süzülüp giden sular işledi Parlattı yüzeyimi Bir ırmak kıyısında   Rüzgâr esti, karaşın bir çocuk Fırlatmak istedi ırmağa Vazgeçti, gülün yanına koydu- Hızla geçen kokusuydu   İçimde işledi durdu Bahçenin köşesindeki yaz Oluruna bıraktım kör ilişkimi Gülün gözüyle baktım güle   Gördüm biçim verdiğini Yontucunun büyük bir taşa İçim dışım kıpır kıpır oldu Çırılçıplak uzandım sonsuzluğa     Annem                 Sık, bol yapraklar ağacın yaz mutluluğu. Bahçede gül yoluyor annem. Bilirim, biri var söyledi, komşu kadın olabilir, gül reçeli yapacak annem. O söylemez, kilitli bir sandıktır ağzı. Ovar durur döşemeyi, saçları gökyüzüdür, dağılır bir rüzgârla. Tutar elimden pazara gideriz. Domates, salatalık, üzüm - o çocuk yıllardır. Bilirim, annemin acısı gölgede kalmıştır, dayım ansızın öldüğünden. Yine de nergisleri suya koyar, acısını saklar.     AHMET ADA       Devamı

07 09 2013

Doğaçlama II - Sümbüller

Doğaçlama II - Sümbüller |  görsel 1

Doğaçlama II     Yeğ tuttuğum yel çıkıverdi Başını uzattı sokağın ucundan Çıplak ayaklarıyla geldi Öpüştük yirmi birinci yüzyılın hızıyla   Tuttum şafağı kardeşim bildim Siliverdi ufkun pasını Aynı anda geçtim bir serçeyle Sokağın göz kırpan penceresinden   Uzun ince gök yolu açılıverdi Başağa gittim tarla kuşlarıyla Sazlıkların çürük sızıntısı Karıştı ruhuma akşam vakti   Buğdayı otu göçebe bildim Dorukları sıla, denizleri gurbet Soludum her sıkıntıda ırmakları Başaktaki tanedir diye       Sümbüller                 Ararlarsa bulurlar – kim koymuş buraya sümbülleri? Hava yıkanmış, arınmış yağmurda. Güvercinim parlamış havada, farkında değil sümbüllerin. Sessizce ışıltılı ilkyazın geldiğinin. Ararlarsa bulurlar – ince güzelliğini denize yaslanmış yaşlı kayaların.             Sümbüllerin kesilmiş saplarından korkması gerekmez. Güllerin dikeninden, eğreltiotlarının yağmurdan.             Ben burada olmayan geyiği bekliyorum, eksiltilmiş bir yaşla. Sümbüller dünyayı sevme nedenim.     AHMET ADA       Devamı

06 09 2013

Felsefe - Gül göçüğü

Felsefe - Gül göçüğü |  görsel 1

Felsefe     Denize yakın oturuyorum, evden Geldim, birkaç dergi kitap Aldım yanıma, kuşları çağırdım Yorulup konmuşlar tele   Kötü alışkanlıklarım yok, sessiz Sedasız okuyorum denizi, taşı, Deniz kabuklarını, kamaşıyor gözüm Güneşin terazisinde, akşam saatlerinde   Felsefedir bana çiçeğin açmazı Taşın uğultulu sesi, rüzgârın çıkrığı İnsan her zaman yalnız kalmaz Bütün tabiat dolar içeri       Gül göçüğü                 Bilmiyorum, gülün sesi var mı? Dokununca ‘eyvah!’ desin istiyorum. Gül yetiştiricilerini tükettik. Gül veren de yok. Hayal kurma dükkânlarını kapattık. Söz silahşorları bilge şairler dönemi bitti; şöyle çalımlı yürüyen ‘abdal’. Asfalt yerdeyiz, gül yetiştirilecek toprak kalmadı. Rüyalar eşyalaştı. Rüzgâr koyaklarında ya da bir papatyanın içinde yitmek istiyorum.             Gül göçüğü zamanı geçiyor bir yüzüğün içinden. Kalp burcu sokaklar gül kokmuyor. Varlığımız buharlaşıyor acemiliğimizden. İşte tam da bu yüzden hançerem patika türküleriyle dolu. Yürüyorum parka doğru.     AHMET ADA          ... Devamı

05 09 2013

Eylüle giriş - Seviyorum

Eylüle giriş - Seviyorum |  görsel 1

Eylüle giriş     Kalırız hüzünlü güz bahçelerinde Bir at tökezler yolda Kuş sürülerinden bir rüzgâr Toplar getirir serinliği- Deniz soğur sessizce   Karpuzlar kesilir fenerler yanar Çardakta ürperir yıldızlar Çoğu vakit eylülün eli uzanır Yoksul ekmeğe, zeytine, bu yıl Limonun para etmediğinden Söz edilir, yaşsız ağaçlardan   Böylece uzar gider gece     Seviyorum                 Seviyorum saksağanın geçtiği göğü, salyangozun iz bıraktığı ince yolu. Bir sepet dolusu üzüm getirişini bağdan… Kuyudan su çekişini… Yuvarlanmayı merdivenlerden… “Kaşını, gözünü yaracaksın” derdi annem. Giderek örümcek ağı oluyor yuvarlak yerlerini öpüşlerim. Yer değiştiren gölgeleri, çukurlarını seviyorum. Rüzgâr yeleli otları, atları, çocukları…     AHMET ADA           Devamı

03 09 2013

Doğaçlama - Öyle saf

Doğaçlama - Öyle saf |  görsel 1

Doğaçlama     Yazdın işte yazabileceğin kadar şiir Buruşuk kâğıtlara, bir sokağın rüzgârına Denize kuşlara ağaçlara Kibrit alevine, akşamın gözbebeklerine Bahçenin en tenha yerinde Unutulmuş güze, değneğini bırakan güneşe   Mavidir dedin burada her şey Kuşun kanadı ağacın yaprağı Dalgaların köpüğü yağmurun sesi Tenekelere, ruha değen sesi Bir özlemdir yağmurun sesi   Yazdın işte koca bir yazı Yel vurunca uğuldayan bacalara Kavaklara söğütlere çiçeklere Çok güzel koksunlar diye yeryüzüne   Belki her şey karpuz sergilerinde Bir düşten uyandığın vakitler bile     Öyle saf                 İçimdeki çocuk çıkrığı döndürüp duruyordu. Hurda bir traktör avlunun köşesinde yatıyordu. İncir ağacı içine yerleştiriyordu beni. Çocuk ruhum horozibiği kırmızısı tanyerini avlunun bir orasına bir burasına sürüklüyordu. Avluya, çinkolara yağacak yağmurun sesini bekliyordum – öyle saf.             Bu kadar hareket baş döndürücü kuşların uçuşlarını engellemiyordu. Fırtına çıktığında görüyordum toz direğini ve toz direği olmak istiyordum.     AHMET ADA      ... Devamı

02 09 2013

Mutluluk - Dünya içeridedir

Mutluluk - Dünya içeridedir |  görsel 1

Mutluluk     Avluda Sık yapraklı ağaçlar avluda Kuşlarını salmışlardır ovaya Her akşamüstü   Bahçede Mavinin yuvarlandığı bahçede Arıların kovalayışı Belki akıp gidişindendi   Kıyıda Denizin çekildiği saatlerde Köpüre köpüre gülen gözlerin Belki kendi güneşindendi     Dünya içeridedir                 Çayırlar tanır beni. Topraktan tüten buğu, saksağan, incir ağacı, kaplumbağa iyileştirilmiş tinle dolaştığımı bilir. Yakamdaki dolu dolu rüzgâr talan eder, dağıtır, öpüşür içerideki doğayla. İster pencere camının ardında olayım, isterse pencere camı, kötülük ve işkence her yerde var. Yüzümde donmuş bir merak, bakıyorum doğanın tansıklarına – oturup bir eşiğe. Saf yağmurlar, yürüyen ağaçlar, kuşlarla konuşan deniz feneri varlığın acılarının tanığıdır. Acı çeken dünya, boynu vurulmuş türküler, yıldızlar…             Çabam, kanatmak sözün ucunu çakıl taşıyla.     AHMET ADA           Devamı