Kategorilerim
02 09 2013

Mutluluk - Dünya içeridedir

Mutluluk - Dünya içeridedir |  görsel 1

Mutluluk     Avluda Sık yapraklı ağaçlar avluda Kuşlarını salmışlardır ovaya Her akşamüstü   Bahçede Mavinin yuvarlandığı bahçede Arıların kovalayışı Belki akıp gidişindendi   Kıyıda Denizin çekildiği saatlerde Köpüre köpüre gülen gözlerin Belki kendi güneşindendi     Dünya içeridedir                 Çayırlar tanır beni. Topraktan tüten buğu, saksağan, incir ağacı, kaplumbağa iyileştirilmiş tinle dolaştığımı bilir. Yakamdaki dolu dolu rüzgâr talan eder, dağıtır, öpüşür içerideki doğayla. İster pencere camının ardında olayım, isterse pencere camı, kötülük ve işkence her yerde var. Yüzümde donmuş bir merak, bakıyorum doğanın tansıklarına – oturup bir eşiğe. Saf yağmurlar, yürüyen ağaçlar, kuşlarla konuşan deniz feneri varlığın acılarının tanığıdır. Acı çeken dünya, boynu vurulmuş türküler, yıldızlar…             Çabam, kanatmak sözün ucunu çakıl taşıyla.     AHMET ADA           Devamı

31 08 2013

Opera binası önünde - Son şiir

Opera binası önünde - Son şiir |  görsel 1

Opera binası önünde     Kıyının ürkek gözleri, Geçiyor Mersin sokaklarından Ardından baktığım kırlangıçlar Gözlerimin karasını götürüyor   Çiçeğe kesmiş opera binası İçinde gül sesli dostlarım var Kuş yolluyorlar lâcivert dağlara Adresimiz belli olsun diye     Son şiir                 Ah, evet, nasıl söylesem, anlamın giderek eksildiği, ritmik tınıların öne çıktığı opera sahnesine ansızın giren birinin hem hırçın hem uysal sesidir şiiri. Şiirlerinde tonal, düzyazı şiirlerinde atonal anahtarı kullanır. Sonra anahtarı denize atar. Denize bakar opera binasının önyüzü. Koca bina denizi önüne çeker, bazen o gidip basamaklarına oturur - Torosları arkasına alarak. Bazan da balıkçı kahvesinde Celâl’i bulur, dilin eğretileme gücünü konuşurlar saatlerce.             İçine dünyanın sesleri, kokuları, renkleri, dokunduğu çiçekler ve görünmezin dolduğu koca bir opera binasıdır şiiri – çatısından göğü taşıran kuşlar uçar.     AHMET ADA           Devamı

30 08 2013

Türkü Ön şiir

Türkü Ön şiir |  görsel 1

Türkü     Denizin kıyısında bir bulut Martıları kovalıyor, rüzgâr olsa Dağıtır elbet bu görünümü -Aşk olsun sana ağır bulut   Deniz ürperiyor karşımda Dalgaların köpüğüne konuyor Buluttan kaçan bir martı -Aşk olsun sana şapşal martı   Bulutlu bir pazar günü Olup bitenler iyidir diyorum Bu saatlerde aşıp gidiyor Üstümden çığırtkan güneş     Ön şiir                 Sıla için musikî, aşk için ölümle yalnızlık ekliyor ön şiirine. Ben’in şiirini yazıyor ama ağaçtır kuştur denizdir öteki-ben’i. Kuşlar uçmaya mahkûm menekşe kokusuna bulanmış gökyüzüne. Varoluşunun nerede durduğunu sorguluyor. ‘İçeridedir’ diyor içinden – bunu yazmıyor. ‘İçeridedir sıkıntısı da’ diye ekliyor. Böyle olunca savruluyor birkaç kutuplu yalnızlığa. Ölüm, patikalardan gelecekmiş gibi, kül olup uçmayı kuruyor. Sonra yağmurun yalın yağışını hissediyor yüzünde.             Toprak için gömüt, acı çizgisi çürümüş yaprağın, belki ritmi eğreltiotlarının, uzlaşıyor oynak denge derinliğiyle ve inceliğiyle yalınlığın – işte tam hızla sözden sese dönüşen ona özgü bir durum     AHMET ADA          ... Devamı

29 08 2013

Ceyhan, güz günü - Sevda

Ceyhan, güz günü - Sevda |  görsel 1

Ceyhan, güz günü     Soluk renkli ırmağa dönüyorum Güzü arkama alıp dümdüz Yol uzuyor, söğütler gölgeli- Bahçeler mavidir gök kırmızı   Öylesine geçiyorum demir köprüden- Çocukluğumdur toprak İncitmeyen yağmurlar, yazlık sinemalar Ezbere bildiğim duru gökyüzüdür   Babam göğe güvercinler salıyor Ben yol alıyorum istasyona doğru   Irmağın kıyılarından Çözük saçlarıyla geçen kız Sevgilimdir   Beyaz kanatlı atlara dönüyorum Hara, çiçekli ova   Bahçelerle konuşuyorum, kadınlar Çiftliklerden dönüyor Çitle çevrilmiş çocukluğum Senin şiirini mırıldanıyorum     Sevda                 Rüzgârın yelpazesi olur duru göğe çarpan kanatların. Bir şiir tümcesi yazıyorum bunun için. Sesle bütünleşiyor gövden. Terastan inip bahçeye girince unutulur göğsünün yalınlığı ve öpüşüm. Ey alkış tutan gökyüzü, ey geride kalan kartal gençliğim, farkındayım yarı yolu geçtiğimin, o yüzden göçük bir yanım.     AHMET ADA Devamı

28 08 2013

Limon ağacı - Yağmurun kapısı

Limon ağacı - Yağmurun kapısı |  görsel 1

Limon ağacı     Limon ağacı rüzgârla oynuyor Küçük kız kediyle, bahçenin Ortasında, salıncağa sakın Dolu dolu ışığı güz güneşinin Taze tutmaya yetiyor acımı Ve biçimlendiriyor uzun uzun Solmaya yüz tutmuş yaprakları   Limon ağacı dayanıklı acıya Yalın toprağa bağlılığından Sevgilim her şey yenileniyor Sonsuzluğu süregiden doğa Güç veriyor, çakıl taşına karşıt Dağılmış hüzünlerin üstünde Uçuyor boz bir kuş   Dönüyor küçük kızın çevresinde Gözleri kapalı bir eşekarısı     Yağmurun kapısı                 Martılar indiğinde denize, kıyıda çiçekler yaz yağmuruyla söyleşiyor. Yağmurluğuma sarınıp oturuyorum kıyı parkının kanepesine. Ne denizin uçsuz bucaksız varlığı, ne yağmur bozuyor yaslandığım göğü. Parkın acemi kuşları fırdolayı geçiyorlar ağaçtan ağaca. Ağaçların tini kendiliğinden aralıyor ince ince yağan yağmurun kapısını.             Kim bilir, benim göremediğim daha neler oluyor? Rüzgâr yonta yonta kayaları biçimlendiriyor. Yağmur iç çekerken savruluyor denizin üstünde. Diz çökmüş doğanın yağmura tutkunluğuna bakakalıyorum, kıyının yıldızsız penceresinden. Duyuyorum, toprağın övgüsü yağmuradır. Şimşekler çakmıyor, gök gürlemiyor, çiçekler üstünde yağmur yalnızlık türküsü söylüyor.     AHMET ADA  ... Devamı

27 08 2013

Işıksın sen - Gül II

Işıksın sen - Gül II |  görsel 1

Işıksın sen     Dibine ışığı düşen bir lambasın sen Gecenin koyu gözlerisin Ne kadar sürerse gece O kadar aydınlatırsın odamızı   Her ân değişirsİn ışığa göre- Bu deniz senin için Bu rüzgâr seni kovalamak için Çiçeğe boğulmuş parke taşı Sokaklar yürümen için     Gül  II                 Uzun süredir gülün kokusuna bağlıyız Naz’la ben, bahçede. Soluk soluğa kalırız, sahilde koşmaktan değil, amansızca kokan güllerden. Gözüpekliğimizi bastıran hüzünlü özgürlük toza bulanır Mersin çarşılarında. Yüreğimizdeki çentik önümüze çıkan duvarlardan. Sonra gözaltılar Gezi nedeniyle, yele savrulur. Ondan mıdır yüreğimizde çentikle ağaç gövdelerine sarılışımız? Ve uçup gidişimiz gülün kokusunda.             Günler böyle geçer. Bir kalkışmadır dikenlere karşın gülün kokusu. İsteriz ki gül koksun dünya, kardeşçe. Geri isteriz el değmemiş doğayı, gururla direnişimiz bunun için.             Boşluktayız dünyanın hamağında ve dünya böyle de güzel.     AHMET ADA             Devamı

27 08 2013

Işıksın sen - Gül II

Işıksın sen - Gül II |  görsel 1

Işıksın sen     Dibine ışığı düşen bir lambasın sen Gecenin koyu gözlerisin Ne kadar sürerse gece O kadar aydınlatırsın odamızı   Her ân değişirsİn ışığa göre- Bu deniz senin için Bu rüzgâr seni kovalamak için Çiçeğe boğulmuş parke taşı Sokaklar yürümen için     Gül  II                 Uzun süredir gülün kokusuna bağlıyız Naz’la ben, bahçede. Soluk soluğa kalırız, sahilde koşmaktan değil, amansızca kokan güllerden. Gözüpekliğimizi bastıran hüzünlü özgürlük toza bulanır Mersin çarşılarında. Yüreğimizdeki çentik önümüze çıkan duvarlardan. Sonra gözaltılar Gezi nedeniyle, yele savrulur. Ondan mıdır yüreğimizde çentikle ağaç gövdelerine sarılışımız? Ve uçup gidişimiz gülün kokusunda.             Günler böyle geçer. Bir kalkışmadır dikenlere karşın gülün kokusu. İsteriz ki gül koksun dünya, kardeşçe. Geri isteriz el değmemiş doğayı, gururla direnişimiz bunun için.             Boşluktayız dünyanın hamağında ve dünya böyle de güzel.     AHMET ADA             Devamı

26 08 2013

Uzun çizgi

Uzun çizgi |  görsel 1

Uzun çizgi     I     Uzun çizgi, incir ağacının fısıldadığı, yenilenebilen bir ömür denizin basamaklarında   geçen. Ölçülebilir tini, çevreni, işkenceye dayanıklılığı. Bir parıltı çemberi sabahın erinde balığa giden. Yavaş yavaş dağılırken güneş. O saf şey, mayıs rengi sevgisi ölçülebilir. Oltasını denize salarken alçakgönüllü bir kır adamı olduğunu düşünüyor. Sessizce gökyüzüne bakıyor.   II     Söğütlü kahvede bekliyor. İpek mendil bağlamış boynuna. Uzun, derin çizgiler var yüzünde. Bir kümbet sessizliği içinde. Derinliğine uzayan düşgücü çiçeği yenileniyor elinde. Ayak dibinde bir sepet balık: “Kusura bakma, balıkçının verebileceği…” diyor. Onunla konuştukça kuşlar uçuyor.     AHMET ADA   Devamı

25 08 2013

Işık

Işık |  görsel 1

  Işık                 Yazması oyalı yaz. Kuşlar dizilmiş telin üstüne. Kentin sokaklarında, sıkışık saatlerde yitirdiğimiz özgürlüğümüzü doğa veriyor.. Güneşin neşeli türküsü suların seken parıltısı üstünde. Seviyoruz. Paragöz değil doğa. Yılın on iki ayı yemişlerini veriyor yalın toprak. Yaz, kiraz küpeli bir kız, ulaşılmaz güzellikte. Dolaşıyor kamışları ite ite dere boyunca, sarsılmaz bir güvenle. Ah, işte ışık o, yayılıyor dört bir yana. İsteklerimiz oluyor gözüpek ışıktan: ‘Kışın da gel kapımıza’.             Sonra, geçiyoruz Naz’la bir çiçeğin içinden. Bahçe, deniz, gözcü kuşlar var yanımızda. Doludizgin yaz sönen yıldızların türküsünü söylüyor.     AHMET ADA     Devamı

24 08 2013

Fotoğraf

Fotoğraf |  görsel 1

Kuyunun rüzgârı                 Kuyunun başında esen rüzgâr, asılı kırmızı soğanların ve akasya gölgesinin uzun süren dostuydu. Serçeli bir gökyüzü her zaman güzeldi. Yeryüzünün seslerini dinlerdim şaşkınlıkla. Çok kalabalıktım kendime, okurdum. Gogol’ün Palto’sundan çıkıp Akakiy avluya gelirdi. Nereden geldiğini sopanın ucundaki taştan, taşın gösterdiği derelerden, incir ağacının söylediği türküden anlardım. Gök yalnızdı.     AHMET ADA     Devamı

23 08 2013

Sen ki

Sen ki |  görsel 1

Sen ki     Bir ışıksın sen, ülkemin sınırlarını aşan fırtınanın şenliği. Yeryüzü davulları, sevgi çanları, akasya ovaları çınlar sesinde. Irmaklar akar akar akar düşgücünden. Yeraltı sularısın sen. Kaşındaki yara izi geçtiğin işkencelerden. Bütün çocuklar sokaklardan taşarak koşar eteklerine.     AHMET ADA   Devamı

22 08 2013

Söylence

Söylence |  görsel 1

Söylence                 Senin için parkların bakışıdır diyorlar. Parklar anımsıyor özgürlük isteklerimizi. Ondan mıdır bilmem duvarlar kuşlarla dolu. Mevsimler savruluyor sökülen ağaçların yerinde. Erginlikle buluşuyor kuş seslerinin içinden geçen Aşk. Böyle değişiyor yenilgiler tarihi. Birikiyor usul usul su, bendini yıkıyor.             Sokaklar sarsılmaz değil, panzerler, ejderhalar yenilmez değil. Şaşmaz bağlılığım yürüyor özgürlüğe. Umudun gürzü iniyor Ferhad’ın elinde. Dağ geçilmez değil.             Günün parıltıları su olup akıyor gömleğimden içeri.             Bir hayatın var senin. Sokaktan geçiyorsun, serinliğini duyuyorum. Çarşılardan geçiyorsun, soluğunu görüyorum. Bazen siyahlı bazen kırmızılı bir gök ve yoğun duman. Çekilirken Fenike güneşi Gezi Parkı üstünden gölgeli bakışlarına doluyor.             Artık kuşların bakışıyla bakıyorum sana. Gök kıyılarından.   AHMET ADA       Devamı

21 08 2013

Aşk göçüğü

Aşk göçüğü                 Sana bağlandığım yıllarda anahtarı denize atıyordu Ay. Yaz, yeni bir türküyü ezberlemeye çalışıyordu. Deniz, köpük köpük bir bahçeydi. Ölü martılar  görülüyordu kayalarda. Sana bağlandığım yıllarda ayaklarımızın dibinde uyuyordu boz kedi             Denize yakın oturduğumuz yıllardı. Deniz değil, senin kalbindi dalgalanan.  Kıyısından öpüyordum kirpiklerinin ve topuğunun. Bununla bitmiyordu, ağzından öpüyordum. Mersin beyaz bir güne uyanıyordu. Denizin üstünde güneş yayını geriyordu. Yaz, çubuğunu yakıyordu.             Kaç gündür adını bilmediğim bir sokağa sapıyorum. Aşkın bütünlüğünü arıyorum elimde sır dolu bir çekmecenin anahtarı. Anımsıyorum yaz göçüren güzü. Anımsıyorum sıcak, kirli yazı. Kargalar toplanmışlardı yokluğunda. Her şey değişiyordu sana bağlılığımdan başka     AHMET ADA     Devamı