Kategorilerim
01 11 2013

Yaralıyım ve ötekiler

Yaralıyım ve ötekiler |  görsel 1
Yaralıyım ve ötekiler |  görsel 2

Yaralıyım

 

 

Dilimde titreyen türkü

Vay le le can

Rüzgârı portakal bahçelerine sürüklüyor

Yol uzun ay aydınlık

Vay le le can

Söğütleri geçip geliyorum kapınıza 

 

Dudağımın ucunda kuru ayaz

Yüreğimde gümüş hançer

Aşk kırgınıyım -  yaralıyım

Görüyor bunu kırmızı rüzgâr

 

Sevgilim can burcum

Bu çatal yürek senin için çarpıyor

 

 

Öyledir işte

 

 

Öyledir benim sevdam

Bir kuş uçuşu uzaklıkta değil

Yanı başındadır her zaman

Burkulur kalır bir ağaç gibi

Dalları uzar yeryüzüne

Yaprakları dosttur gün ışığına

 

Öyledir kızaran ekmeklerin utancı

Şaşkınlığa benzer uzaktan

Erik çalarken komşu bahçeden

İşkillenirim, gördüler mi acaba

 

Öyledir benim sevdam

Akarsu duruluğundadır

Bir mekik gibi işler de

Benzemez her sevdaya

 

 

Ekimdeyiz

 

 

Yavaş yavaş ısınıyor taş

Yavaş yavaş uyanıyor su

Yavaş yavaş buğulanıyor ağaç

Yavaş yavaş sap taşıyor karınca

Yitirmiş yönünü bu yüzden

 

Eylülü geçtik ekimdeyiz

Yavaş yavaş soğuyor havalar

Erken çıkıyorum yürüyüşe

Yavaş yavaş geriniyor sahil yolu

Güneşin şamdanıyla ışıyor deniz

 

Olanca gücünü gösteriyor sonbahar

Ne olup bittiğini anlıyorum

Bakmıyor gibi bakıyor bir çiçek

Yavaş yavaş geçiyorum yanından

Gök kuşlarını arıyor

Bir yay gibi gerilen ağaçlarda

 

 

Kanıt

 

 

Ağız ölür düşler biter

Daralır yüreği ölünün yakınlarının

Ölmeye gör tereken açılır

Oğlana deli kısrak, kıza mavi geyik kalır

 

Şairsen şiirlerin kalır

Aşmışsa evrensel eşiği yarına kalır

Akıp gider güneye, içinde

Mersin’in duru göğü kalır

 

İster İskenderiye’de ol, ister Mersin’de

Boşalttığın şiir Zümrüdüanka’dır

Sözcüklerden ördüğün hakikat zinciri

Yalın toprakta kalır

 

Varoluşun çarıkları

 

 

            Gece zeytin topladık, ay karaydı, yıldızlar yoktu, deniz zeytinliğe bıraktı dağılmış ruhumu. Uzakta mezar yazıtlarından esiyordu kırmızı yel. Bana ölümü ve dirimi düşündürüyordu. Çok sevdiğim gelincik tarlalarında uyumak, bir daha uyanmamak geçiyordu içimden. Buluttan seleler zeytinlerle dolduğunda acı çeken yel gibi geçiyordum dünyadan. Bir ağaçla konuşmak, bir kuşla uçmak hafifletmiyordu acımı, varoluşun ezik çarıklarıydım.

 

 

Çalgılı ırmaklar

 

 

            Nisan’ın geldiğini söylüyor çayır, kuşlar kalkıp kayısı dalına konuyor. Çiçekler sulara düşüyor, sular alıp götürüyor başka çiçeklere. Bahçedeki kaplumbağanın yaşını soruyorlar, sular kadar vardır yaşı diyorum. Suların yaşı sınırları aşıyor. Tiranlar boş yere duvarlar örüyorlar. Yeryüzünün en dip kıyısına dek uzanıyor kalbim. Şarabî denizler, derin göller kalbimdir. Birbirine kişneyen atlar benim kibirsiz özgürlüğümdür dörtnal giden ve geçen çalgılı ırmakları.

            Gene gündüz, gene zarif Nisan çözük saçlarıyla geliyor. Deniz kıyısında Naz’dan ayrılıp karşılayamaya gidiyorum. Kaçmış barbar tiranlardan, selamını getirmiş nilüferlerin.

Yağmur başlamadan eve dönelim.

 

 

AHMET ADA

 

 

 

 

 

3
0
0
Yorum Yaz